Feed Planet Magazine Issue-Sayı: 22 January/February - Ocak/Şubat 2020
ARTICLE • MAKALE 51 FEED PLANET / JANUARY-FEBRUARY 2020 • OCAK-ŞUBAT 2020 nın çok iyi düşünülmesi lazım. Kamu 16 milyar para dağıtıyor ancak buna rağmen ithalat artıyor. Bunun düzenlenmesi gerekir. Demek ki teşvikler yerini bul- muyor. Teşvik iki şey için verilir: ya üretimi artırır ya da istihdamda iyileşme sağlar. İkisinde de yeteri kadar yol alamıyoruz. Bu paranın dağıtımı ile ilgili herkesin bir planı var ve bakanlığımızda planlar da sık sık de- ğiştiriliyor. Kısa vadeli stratejik değişiklikler verimlilik açısından doğru bir şey değil. Hayvansal üretimin giderlerinin yüzde 70’i yemdir. Et meselesi aslında bir ot meselesidir. Otu halleden et meselesini de halleder. Türkiye’de kişi başına dü- şen et tüketimi yılda 38-40 kilodur ve dünyadaki or- talama kişi başına tüketimle aynı seviyededir. Bunun artırılması gerekir çünkü biz et ihtiyacımızın üçte ikisi- ni beyaz etten karşılıyoruz. Bu ikisinin oransal olarak birbirine yaklaştırılması gerekir. Türkiye’de büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığının mutlaka artırılması ge- rekir. Bunda da süt sığırcılığının en tepeye konulup süt hayvanlarımızın korunması birinci önceliğimiz ol- malıdır. GÖRÜŞÜ ALINAN EHİL KİŞİLERİN SAYISI ARTMALI Çok kaliteli yem yapma yeterliliğine ve bilgisine sa- hibiz. Becerimizi de zaman geçtikçe artırıyoruz. Kom- şu ülkelerimize baktığımızda burada birçok önemli pazarın bulunduğunu görüyoruz. Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’dan buğday alıp un ihracatında dünya li- deri olduğumuz gibi yem konusunda da aynı başarıyı yakalayabiliriz. Türkiye Doğu’dan Batı’ya olduğu gibi Kuzey-Güney istikametinde de İpek Yolu’nun tam göbeğindedir. Onun için Türkiye tarımı reddedemez, görmezden gelemez. Zaten tarım her geçen gün daha fazla konuşuluyor. “Yem gıdanın özüdür.” sözü bizim atasözümüz gi- bidir. Dört sene önceye kıyasla yem fiyatları şu an yüzde 50 daha fazla. Şimdiki şartlarda dört sene ön- cenin fiyatlarıyla et satma konusunda ısrarcı olmanın bir anlamı yok. Bunun üreticiyi üretimden çektiğinin farkına varmak gerekiyor. Bu konuların konuşulduğu masada görüş beyan eden doğru kişilerin sayısının artırılmasına ihtiyaç var. Türkiye 1983 yılında serbest piyasa ekonomisine geçti. Bunun üzerinden 36 yıl geçti. Kamu bu sürede birçok yerden özelleştirmelerle çekildi ve çekilmeye de devam ediyor. Ancak benim Merkez Bankası ka- dar önemli gördüğüm Toprak Mahsulleri Ofisi’nin pi- yasadaki gücünün azaltılması hedeflenmişken bunun tam tersinin gerçekleştiğini gözlemliyoruz. TMO’nun aldığı kalem daha önce 3 iken şimdi 13’e ulaştı. Pi- ago. It is necessary to realize that this will withdraw the man- ufacturer from production. The number of accurate people who express opinions at the table where these issues are discussed should be increased. Turkey moved to a free market economy in 1983. It's been 36 years. The public has been withdrawn from many plac- es through privatization and continues to do so. However, while it is aimed to reduce the power of the Turkish Grain Board, which I consider as important as the Central Bank, in the market, we observe that the exact opposite happens. The number of items TMO purchases was 3 before and now it has reached 13. Our friends who set out with the idea of regulating the market are unwittingly entering the system. Grain Board may be right in its part. However, as inves- tors, we need to know whether Turkey is a free market. We started this process 36 years ago and this is how Turkey has developed. But now we see that the public sector is entering into trade. On the other hand, there are successful projects as well. At the end of 6-7 years of work, the grain
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx