Feed Planet 88 - Temmuz 2026
FEED PLANET • JULY - TEMMUZ 2026 FEED PLANET • JULY - TEMMUZ 2026 72 73 SPECIAL COVER • ÖZEL DOSYA SPECIAL COVER • ÖZEL DOSYA THE GLOBAL STRENGTH OF TURKISH MILLING AND FEED ENGINEERING Emphasizing the technological transformation of the sector and the advanced level reached by the domestic industry, Taşkaldıran stated: “The growth of the compound feed sector has not only meant an increase in production volumes, but has also fostered a powerful, mutually suppor- tive, and evolving industrial ecosystem around this expansi- on. As the sector grew, numerous ancillary industries—such as feed machinery, automation systems, grain storage and silo technologies, transport, and process equipment—ex- perienced significant development. Today, an investor wis- hing to establish a new feed mill in Turkey can procure all the necessary machinery, equipment, and technology from domestic manufacturers at world-class standards. Thanks to this advancement, Turkish companies have gone beyond merely meeting the needs of the domestic market; they have transformed into key global players that export technology and machinery to numerous countries, holding high competitiveness in international markets.” “ACCESSIBLE PROTEIN FOR THE MASSES MUST BE FIERCELY PROTECTED: THE STATE MUST FAVOR AND SUPPORT POULTRY PRODUCTION” Closing the loop on the value chain, Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü, Vice President of the Animal Nutrition Science Association, analyzed how these feeds perform at the farm level. Looking back over a 57-year professional career, inclu- ding his undergraduate education at the Faculty of Agricultu- re, Department of Animal Science, Şenköylü offered a candid retrospective. “Compared to 30 or 40 years ago, our overall self-sufficiency has declined,” he noted, highlighting that Tur- key now imports over 500,000 head of live cattle and nearly 300,000 tonnes of red meat annually to balance supply. Şenköylü explained that Turkey›s national inventory of 17.5 million cattle—made up of 50% purebred culture animals, 45% crossbreds, and 5% native breeds—is constrained by geog- Taşkaldıran noted that contrary to global trends which are predominantly poultry-driven, Turkey’s market architec- ture is uniquely weighted toward ruminant nutrition. Rumi- nant feed dominates national production with a 59% share (comprising 8.2 million tonnes of dairy feed and 7.6 million tonnes of cattle fattening feed), while poultry feed holds a 39% share (consisting of 6 million tonnes of broiler and 3 million tonnes of layer rations). However, this massive production engine requires a sig- nificant volume of external inputs. Taşkaldıran shared the data, stating, “To produce 30 million tonnes of feed, we im- port approximately 17 million tonnes of raw materials.” When finished product exports and processing losses are deduc- ted, the net domestic raw material deficit stands firmly at 15 million tonnes, driven primarily by corn (4.2 million tonnes) and soy derivatives (approximately 5 million tonnes). Altho- ugh the 2025/2026 harvest season passed fruitfully thanks to record rainfall, helping to ease import pressures to some extent in the short term, the structural raw material deficit remains significant. Taşkaldıran evaluated that aligning the Biosafety legis- lation more closely with the EU acquis would bring sig- nificant contributions to the sector in terms of combating food inflation, strengthening supply security, and suppor- ting sustainable production. He emphasized his belief that raw material supply security holds strategic importance for the compound feed sector, which is expected to sustain its growth above the world average. He further noted that when evaluating production increases, a holistic approach that simultaneously addresses production capacity, effecti- ve resource utilization, and foreign trade policies is of para- mount importance for our country. Üretim artışını değerlendirirken, üretim kapasitesi, kaynak- ların etkin kullanımı ve dış ticaret politikalarının birlikte ele alındığı bütüncül bir yaklaşımın ülkemiz açısından büyük önem taşıdığını değerlendirdi . TÜRK DEĞİRMENCİLİK VE YEM MÜHENDİSLİĞİNİN KÜRESEL GÜCÜ Konuşmasında sektörün teknolojik dönüşümüne ve yerli sanayinin ulaştığı seviyeye vurgu yapan Taşkaldıran, şunları söyledi: “Karma yem sektörünün büyümesi yalnızca üretim hacimlerinin artması anlamına gelmemiş, aynı zamanda bu bü- yümenin etrafında birbirini destekleyen ve geliştiren güçlü bir sanayi ekosistemi oluşmasını da sağlamıştır. Sektör büyürken; yem makineleri, otomasyon sistemleri, tahıl depolama ve silo teknolojileri, taşıma ve proses ekipmanları gibi birçok yan sa- nayi kolu da önemli bir gelişim göstermiştir. Bugün Türkiye’de yeni bir yem fabrikası kurmak isteyen bir yatırımcı, ihtiyaç duy- duğu makine, ekipman ve teknolojinin tamamını dünya stan- dartlarında yerli üreticilerden temin edebilmektedir. Bu gelişim sayesinde Türk firmaları yalnızca iç pazarın ihtiyaçlarını karşılayan üreticiler olmanın ötesine geçmiş; bugün birçok ülkeye teknoloji ve makine ihraç eden, ulus- lararası pazarlarda rekabet gücüne sahip önemli oyuncular haline gelmiştir. ” “HALKIN EN UCUZ PROTEİN KAYNAĞI ŞEFKATLE KORUNMALI: DEVLET BEYAZ ET ÜRETİMİNE SICAK BAKMALI DESTEKLEMELİ” Değer zincirinin son halkasını bağlayan Hayvan Besle- me Bilimi Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü, bu yemlerin çiftlik düzeyindeki performansını analiz etti. Ziraat Fakültesi Zootekni öğrenimi dahil 57 yıllık mesleki kariyerine dönüp baktığında Şenköylü, samimi bir retrospektif sundu. “30 ya da 40 yıl öncesiyle kıyasladığı- mızda, genel olarak kendi kendimize yetebilirliğimiz azaldı,” diyerek, Türkiye’nin arzı dengelemek adına bugün yılda 500.000 başın üzerinde canlı hayvan ve 300.000 tona ya- kın kırmızı et ithal etmek durumunda kaldığını vurguladı. yon tondan 30,7 milyon tona yükseldiğini; bu büyüme hızının küresel ortalamayı istikrarlı bir şekilde geride bıraktığını orta- ya koydu. Bu çıktı, Türkiye’ye 2025 yılında 1,444 milyar tona ulaşan (%2,9 yıllık artışla) küresel yem pazarından %2,1’lik bir pay kazandırıyor. Avrupa genelinde ise Türkiye; İspanya (28 milyon ton), Almanya (21 milyon ton) ve Fransa (19 milyon ton) gibi endüstriyel devlerle aynı lider ligi paylaşıyor. Taşkaldıran, küresel ölçekteki kanatlı ağırlıklı trendlerin aksine, Türkiye’nin pazar mimarisinin benzersiz bir şekilde ruminant beslemeye ağırlık verdiğini belirtti. Ruminant yemi, ulusal üretimin %59’una hükmederken (8,2 milyon ton süt yemi ve 7,6 milyon ton besi yemi), kanatlı yemi ise %39’luk bir paya sahip (6 milyon ton broyler ve 3 milyon ton yumur- tacı rasyonu). Ancak, bu devasa üretim motoru ciddi miktarda dış girdiye ihtiyaç duyuyor. Taşkaldıran, “30 milyon ton yem üretebilmek için yaklaşık 17 milyon ton hammadde ithal ediyoruz,” bilgi- sini paylaştı. Mamul madde ihracatı ve işleme fireleri düşül- düğünde, net yerli hammadde açığı; başta mısır (4,2 milyon ton) ve soya türevleri (yaklaşık 5 milyon ton) olmak üzere katı bir şekilde 15 milyon ton seviyesinde duruyor. 2025/2026 hasat dönemi rekor yağışlar sayesinde kısa vadede ithalat baskısını bir ölçüde hafifletmeye katkı sağlasa da, yapısal hammadde açığı önemini korumaya devam ediyor. Taşkaldıran, gıda enflasyonuyla mücadele, tedarik güven- liğinin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir üretimin desteklen- mesi açısından Biyogüvenlik mevzuatının AB mükteseba- tıyla daha uyumlu hale getirilmesinin sektör adına önemli katkılar sağlayacağını, Dünya ortalamasının üzerinde büyü- mesini sürdürmesi beklenen karma yem sektöründe ham- madde arz güvenliğinin stratejik önem taşıdığına inandığını, Cem Taşkaldıran
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx