Feed Planet 88 - Temmuz 2026
FEED PLANET • JULY - TEMMUZ 2026 FEED PLANET • JULY - TEMMUZ 2026 74 75 SPECIAL COVER • ÖZEL DOSYA billion eggs per year, exporting up to 25% of that volume to foreign markets. However, Prof. Dr. Şenköylü expressed deep frustration and resentment over the public misinformation and disinfor- mation targeting these sectors. Heavily criticizing unscientific media campaigns that label eggs and poultry meat as health risks, Şenköylü cited examples of prominent medical experts who had made such statements in the past but later publicly apologized and reversed their stances on egg consumption. “The cholesterol in eggs is not harmful; in fact, our liver utili- zes it to produce certain compounds,” he asserted. He further emphasized, “Claims suggesting that poultry meat contains hormones are completely baseless and irrational absurditi- es... Whether factory-farmed or organic, there are absolutely no hormones in chicken meat.” He concluded with an insti- tutional plea: “Since swine protein is not produced in Turkey, poultry meat and eggs are our public’s primary, cheapest, and most accessible sources of animal protein. The state must not allow unverified public claims to damage these locomotive sectors; instead, it must actively support them.” CONCLUSION: EVERYTHING IS RELATED TO EVERYTHING In his closing synthesis, the moderator tied the various strands of the panel together, emphasizing the multi-la- yered nature of the session. The forum illustrated that the modern feed industry can no longer operate in isolation. A geopolitical bottleneck in the Bosphorus, a traceability mandate from Brussels, a biosafety restriction from Anka- ra, or a public health misconception on television all send immediate shockwaves through the livestock value chain. For transcontinental players like Turkey, navigating this new matrix requires a careful balance of smart regulatory reform at home and bold technological expansion abroad. raphical limitations. Explaining why the country relies heavily on intensive indoor housing balanced by industrial compound feeds, he stated, “Our natural pastures are arid compared to Northern Europe and are no longer utilized for widespread pasture-based livestock farming as they used to be.” Con- versely, he praised the small ruminant sector, noting that the national flock of 46–47 million sheep and 17 million goats fits Turkey’s steppe-dominated topography perfectly, welcoming recent ministry incentives for this sector. Prof. Dr. Şenköylü stated: “However, looking at the current architecture of dairy farming, the distribution of animals ac- ross more than 1,100,000 enterprises stands at approxima- tely 65% for farms with fewer than 50 head, 25% for farms with 50–300 head, and around 10% for farms with over 300 head. If this distribution could be transformed to 10%, 80%, and 10% respectively through targeted support tailored for small and medium-sized enterprises, annual milk production would reach 30 million tonnes. Furthermore, if dairy cattle are gradually transitioned from the Holstein breed to Simmental (a dual-purpose milk and meat breed), our meat production potential would increase by 25–30%. Consequently, the fore- ign currency spent annually on importing feeder cattle would decrease by the same margin. In addition, the official autho- rities should attach special importance to education within dairy and fattening operations, organizing training courses specifically for farmers in small-capacity enterprises.” The brightest spot in Turkish animal husbandry remains the highly integrated poultry meat and egg sectors. Turkey produces 2.8 million tonnes of broiler meat annually, ex- porting 300,000 to 400,000 tonnes, and yields nearly 19 19 milyar adet yumurta üreterek bu hacmin %25’e yakınını dış pazarlara yönlendiriyor. Ancak Prof. Dr. Şenköylü, bu sektörleri hedef alan kamu- oyundaki kirli bilgi ve dezenformasyondan duyduğu derin kırgınlığı dile getirdi. Yumurta ve tavuk etini sağlık riski ola- rak gösteren bilim dışı medya kampanyalarını sert bir dille eleştiren Şenköylü, geçmişte bu yönde açıklama yapıp daha sonra kamuoyu önünde özür dileyen ve yumurta tüketi- mi konusundaki duruşunu değiştiren ünlü tıp uzmanlarının örneklerini verdi. “Yumurtadaki kolesterolü zararlı değildir, zaten karaciğerimiz bazı harmanların üretimi için onu kul- lanmaktadır,” ayrıca tavuk eti hormonludur şeklinde yapılan açıklamalar ise tamamen gerçek dışı ve akıl dışı zırvalardır… İster çiftlikte ister organik olsun tavuk etinde hormon yok- tur…” diye vurgulayan Şenköylü, kurumsal bir çağrıyla sözle- rini tamamladı: “Türkiye’de domuz üretilmediği için, kanatlı eti ve yumurta halkımızın temel, en ucuz ve en ulaşılabilir hayvansal protein kaynağıdır. Devlet, doğrulanmamış kamu- sal iddiaların bu lokomotif sektörlere zarar vermesine izin vermemeli, aksine bu sektörleri aktif olarak desteklemelidir. ” SONUÇ: HER ŞEY HER ŞEYLE BAĞLANTILI Kapanış sentezinde moderatör, panelin farklı kulvarlarını birbirine bağlayarak oturumun çok katmanlı yapısına vurgu yaptı. Yem oturumu, modern yem endüstrisinin artık birbi- rinden kopuk, izole odalarda faaliyet gösteremeyeceğini bir kere daha göstermiş oldu. İstanbul Boğazı’ndaki jeopo- litik bir tıkanıklık, Brüksel’den gelen bir izlenebilirlik yaptırımı, Ankara’dan çıkan bir biyogüvenlik kısıtlaması ya da televiz- yondaki bir halk sağlığı yanılgısı, hayvancılık değer zincirinde şok dalgaları getirebiliyor. Türkiye gibi kıtalararası aktörler için bu yeni matriste doğru yönü bulmak; içeride akıllı regülasyon reformları ile dışarıda cesur teknolojik hamleler ve mühen- dislik ihracatı arasında hassas bir denge kurmayı gerektiriyor. Şenköylü, Türkiye’nin 17,5 milyon baş sığır varlığının (%50 saf kültür ırkı, %45 melez ve %5 yerli ırk) coğrafi sınırlandır- malarla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ülkenin endüstriyel karma yeme dayalı entansif ahır besiciliğine neden bağımlı olduğunu açıklarken, “Doğal meralarımız Kuzey Avrupa’ya kıyasla kuraktır ve eskiden olduğu gibi yaygın mera hayvan- cılığı şeklinde kullanılmamaktadır.” dedi. Buna karşılık, kü- çükbaş sektörünü övgüyle değerlendiren Şenköylü, 46-47 milyon koyun ve 17 milyon keçiden oluşan ulusal sürünün Türkiye’nin bozkıra dayalı bitki örtüsü topoğrafyasına mü- kemmel şekilde uyduğunu belirterek, bakanlığın bu sektöre yönelik son dönemdeki teşviklerini memnuniyetle karşıladı- ğını ifade etti. Prof. Dr. Şenköylü şunları ifade etti: “Ancak süt sığırcılı- ğının şimdiki yapısına bakacak olursak 1.100.000’i aşkın iş- letmede hayvan sayısı dağılımına göre 50’nin altında %65, 50-300 arası %25 ve 300 başın üzeri %10 civarındadır. Bu dağılış küçük ve orta yapılı işletmelere yapılacak destekle- meyle sırasıyla, %10-%80-%10 olursa yıllık süt üretimi 30 mil- yon tonu bulur. Süt hayvanları Holstein ırkından Simmental’e (süt ve et kombine ırkı) doğru tedrici olarak dönüştürülürse et üretim potansiyelimiz %25-30 artar. Her yıl besi hayva- nı ithalatı için harcanan döviz o oranda azalmış olur. Ayrıca süt ve besi işletmelerinde resmi otoritece eğitime özel bir önem verilmeli küçük kapasiteli işletmelerdeki yetiştiriciye kurslar düzenlenmelidir.” Türk hayvancılığının en parlak yönü ise yüksek entegras- yona sahip kanatlı eti ve yumurta sektörleri olmaya devam ediyor. Türkiye, yılda 2,8 milyon ton broyler eti üreterek bu- nun 300.000 ila 400,000 tonunu ihraç ediyor; ayrıca yılda SPECIAL COVER • ÖZEL DOSYA Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NTMxMzIx